Kılıçdaroğlu kukla Başbakan dönemi.....

Genel Başkan Kılıçdaroğlu kukla Başbakan dönemi açıldığını belirterek, “AKP vesayeti ve AKP devleti dönemi başladı. AKP derin devletiyle karşı karşıyayız” dedi.

Kılıçdaroğlu kukla Başbakan dönemi.....

Genel Başkan Kılıçdaroğlu kukla Başbakan dönemi açıldığını belirterek, “AKP vesayeti ve AKP devleti dönemi başladı. AKP derin devletiyle karşı karşıyayız” dedi.

23 Ağustos 2014 Cumartesi 12:53
Kılıçdaroğlu kukla Başbakan  dönemi.....
-“Şu an bir Başbakan yok, vekalet eden birisi de yok, hukuk da yok şu anda. Erdoğan da, Evren gibi tüm diktatörler gibi kendi hukukunu yarattı. Onunla ülkeyi yönetiyor. Erdoğan mutlaka Evren gibi yargılanacak”

-“12 Eylül 1980 darbesinin ertesi gününe bakalım; Yargı çalışmıyor, yasama yok, yürütme tamamen durmuş durumda. Bugüne bakalım; yargı çalışmıyor, yasama kapalı, yürütme zaten durmuş durumda. 13 Eylül ile 11 Ağustos arasında fark yok. İlkinde apoletli Evren vardı, bugün apoletsiz Erdoğan var. O zamanda Anayasa tümüyle rafa kalkmıştı, bugünde.”

-“YSK karar veriyor, kararı yolluyor, hükümet Resmi Gazete’de yayınlatmıyor. Resmi Gazete’deki bürokratlar talimat aldıkları için görevini yapmıyor. Görevi ihmal, ağır bir suçtur. Yargı belki bugün çalışmıyor ama yarın çalışacak, bütün bunlar bir gün tek tek yargılanacak”

-“Erdoğan beni davet edeceğine Rıza Zarrab’ı davet etsin. Onunla görüşür, ondan görüş alırsa iyi olur, işine yarar…”

“CHP sağa değil, topluma, halka açılıyor, CHP’nin altı oku ve ilkeleri bellidir. Bunlar değişmeyecek” dedi

-“Dünya değişiyor, CHP’de değişecek, ama özüne, köküne, ilkesine, değerlerine bağlı kalarak. Beni CHP’yi sağa açmakla suçlayanların bir sorunu da, solu kendilerinden ibaret saymaları.”

-“Ulusalcılık vatanseverlikse ben ulusalcıyım. Ulusalcılıktan; vatanseverliği, evrensel hukuku, insan haklarını, kadın erkek eşitliğini anlıyorum. Benim anlayışım, sosyal demokrasinin evrensel kurallarını benimsemek ve onları daha özgürlükçü yorumlamak.”

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu Today’s Zaman ve T 24 yazarı Murak Aksoy’un sorularını şöyle yanıtladı;

5-6 Eylül’de yapılacak olağanüstü kurultay hesaplaşma ya da tasfiye kurultayı mı yoksa gerçekten bir yenileme kurultayı mı olacak?

Bu kurultay, CHP’de başlayan yenilenme ve değişimin devamı olacak bir kurultay. Hesaplaşma ya da tasfiye değil, yenilenme, değişime açık olma kurultayı. Diğer kurultaylarda başlayan değişimin daha güçlü devam edeceği bir kurultay.

İlk aday Grup Başkan Vekili’niz olan Muharrem İnce. Adaylığını açıklarken size diktatör olarak suçladı. Ne düşündünüz bu açıklama karşısında?

Diktatörlük suçlamasına girmek istemiyorum. Ciddiye de almıyorum. Sonuçta kendisi son iki-üç yıldır Grup Başkan Vekilimizdi. Ama şunu ifade edebilirim; İnce’nin aday olması, başka adayların çıkabilecek olması CHP’deki demokrasinin işlediğini göstermek açısından önemlidir. Bu parti iç dinamiklerin çalıştığını anlamına gelir. Benim için önemli olan partinin demokratik işleyişidir. Geçmişte aday olmak zordu, bunu kolaylaştırdık; kurultaya ne kadar çok aday çıkarsa parti o kadar güçlenerek çıkar.

Sizi istifaya davet edenler kamuoyunda ulusalcı olarak nitelendiriliyor. Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Onlardan farkınız nedir?

Ulusalcılığı nasıl tanımladığınıza bağlı. Ulusalcılık vatanseverlikse ben de ulusalcıyım. Hepimiz ülkemizi seviyoruz, bayrağımızı seviyoruz, insanımızı seviyoruz, ülkenin çıkarlarını her şeyin üstünde tutuyoruz. Ulusalcılığı dar kalıplara sıkışmış bir ulusalcılık olarak anlamamak ve anlatmamak lazım. Ben ulusalcılıktan; vatanseverliği, evrensel hukuku, insan haklarını, kadın erkek eşitliğini anlıyorum. Benim anlayışım, sosyal demokrasinin evrensel kurallarını benimsemek ve onları daha özgürlükçü yorumlamak.

CHP, yereli de kapsayan bir evrenselliğe doğru adım adım ilerliyor. Değişim dediğimiz, yenilenme dediğimiz bu. Dünya küçülüyor, evrensel değerleri benimsemek, onun parçası olmak en büyük çabamız parti olarak. Türkiye’nin de bu yeni CHP’ye ihtiyacı var.

Kurultayı kazanırsanız, sizi eleştirenlerden beklediğiniz nedir

Önceki sorunuzu yanıtlarken ifade ettim, bu kurultayı tasfiye kurultayı olarak görmüyorum. Bu kurultay CHP’de başlayan değişimin güçlenerek devam edeceği bir kurultay olacak. Parti değişecek ve partili olanlarda bu değişime uymak durumunda kalacaklar.

Bakın bir siyasal partinin programı var, tüzüğü var, ilkeleri var, kuralları vardır. Parti üyelerinin kim olursa olsun bunlara uygun davranması gerekiyor. Parti üyesi olmak, partinin milletvekili olmak sınırsız özgürlük anlamına gelmiyor. Elbette ki farklı sesler olacaktır ama bu farklı seslerin seslendirileceği mekanlar, platformlar partinin yetkili organlarıdır. Ki, bunları yapan pek çok arkadaşımız var. Ne yazık ki bazı arkadaşlarımız medyanın önünde kısır bir tartışmaya zemin açmaktan başka bir şey yapmıyorlar.

Sonuç olarak…

Sonuç olarak, bugüne kadar beni eleştirenler, daha çok fazla demokrat olduğum için eleştirdiler. Neden yumruğunuzu masaya vurmadınız veya vurmuyorsunuz diye eleştirdiler. Kurultay istendi, kurultayı yapıyoruz. Kurultay sonrasında parti disiplinine herkes uyacak. Kim olursa olsun partili olmanın gerektirdiği disipline uymak zorundadır.

Uymazlarsa?

Uymak zorundalar, uymazlarsa ne yapılacağı da parti tüzüğünde, yönetmeliğinde yazılıdır

CHP’yi sağa mı açtınız?

Gerçekten beni bunla suçlayanlara şaşırıyorum. Partinin bir programı var. Bu programda bir değişiklik var mı? Yok. İlkelerinde değişiklik var mı? Yok. O zaman partinin sağa açıldığını, nereden ve nasıl iddia ediyorlar?

Partiye yeni katılımlardan mı?
Partiye sağdan inşaların gelmesi, program ve ilkelerde bir değişiklik yoksa neden sağa kayma veya sağa açılma olsun? Beni böyle eleştirenlerin sorunu nedir biliyor musunuz?

Nedir?

Bu algı, “ben merkezci sol” politikanın bir sonucudur, bir düşüncedir. CHP ben merkezci değil, toplumcu bir parti olacak, toplumu, toplumsal talepleri siyasete taşıyacak. Biz halkın değerlerine saygı duyacağız, onları dinleyeceğiz, onları da ikna ederek onlarla birlikte iktidara yürüyeceğiz. Dünya değişiyor, CHP’de değişecek, ama özüne, köküne, ilkesine, değerlerine bağlı kalarak. Beni CHP’yi sağa açmakla suçlayanların bir sorunu da; solu kendilerinden ibaret saymaları. Zannediyorlar ki, sol onlar ve onlar yoksa sol yok…

Yani sağa kayma yok…

Elbette. CHP sağa kayacak ne söyledi? Aile sigortası dediği için mi sağa kaydı? Hayır. Bizim politikamızdı o.

*Taşeronlaşma olmasın, iş güvenliği olsun dediği için mi sağa kaydı?
*Kadın erkek eşitliğini savunduğu için mi CHP sağa kaydı?
*Siyaset daha saydam olmalı, siyaset kurulu topluma hesap vermeli dediği için mi?
*Hiçbir çocuk yatağa aç girmesin, her ailede en az bir kişi sigortalı olsun dediği için mi sağa kaydı?
*Bütün bunlar evrensel solun politikalarıdır. Ve bunların tamamı CHP’nin yeni söylemlerdir.

Peki tüm bunlara rağmen CHP’nin yapmadığı şey ne?

Kendimizi yeteri kadar topluma anlatamıyoruz. Geçmişin kısır tartışmalarından kurtulamıyoruz. Bu yüzden topluma yeterince güven veremiyoruz. Topluma güven verecek ve bunu anlatacak, anlattıklarımıza ikna edecek bir yapıyı gerçekleştirdiğimizde toplumun her kesiminden oy alabiliriz.

Bir siyasal partiyi sadece belli bir kesimin siyasi partisi olarak düşünmemek lazım. “Efendim CHP sadece şu kesimin siyasi partisi”; hayır, adı üstünde zaten halk partisiyiz, halkın partisiyiz biz. Ama halktan oy almak için kendi içimizde daha tutarlı, Türkiye için umut olacak, içinde olduğumuz karanlıktan çıkaracak politikalar, projeler, kadrolar üretmek durumundayız.

CHP’nin sağa kaydığını söyleyen arkadaşlarım, eğer bunları yeteri kadar geniş kitlelere, tabanlarına aktarabilselerdi CHP’nin sağa kaydığını değil, CHP’nin halka, çok daha geniş kitlelere mesaj verdiğini, onları kucakladığını görecek, gördüklerini anlatacak ve partilerine hizmet etmiş, iktidar yolunda güçlendirmiş olacaklardı.

Bu kurultay bu tartışmaları bitirecek o zaman…

Hedefimiz o. Değişimi güçlendirerek devam ettirmek. Bizim altı okumuz bellidir, ilkelerimiz bellidir. Bunlar değişmeyecek ama bunların yorumu daha çağdaş, daha evrensel anlayışa göre olacak. Böyle yorumlamak ve anlamak zorundayız.
Bu kurultay bu değişimlerin güçleneceği kurultay olacak.

Kurultayda gençleşme olacak mı?

En büyük hedeflerimizden biri bu. Bizim yüzde 10 gençlik kotamız var, yüzde 33 cinsiyet kotamız var. Bizi istiyoruz ki, bu kotaları aşacak biçimde genç ve kadın olsun, aday olsun ve seçilsinler. Toplumun yüzde 50’si kadın, yarısı genç. Elbette bu partinin organlarına yansımalı. Biz bunun önünü açtık. Daha fazlası gençlerin ve kadınların elinde.

Kurultay mesajınız ne olacak?

Türkiye’nin sorunlarına çözüm projeleri sunan, toplumsal talepleri dikkate alan, yeni bir umut yaratacak, içinde olduğumuz karanlığı aşacak bir umut mesajı olacak. Ve kurultayda değişim olacak. Topluma, “CHP değişiyor, proje üretiyor, umut veriyor” dedirteceğiz. Hem programımızla, hem de kadrolarımızla.

CHP’nin kurultay telaşı var. Diğer taraftan Türkiye’de siyaset durmuyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi oldu. Erdoğan’ın Başbakan ve Genel Başkanlığı sürüyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu durumu?

Tablo şu. 12 Eylül 1980 darbesinin ertesi gününe bakalım; Yargı çalışmıyor, yasama yok, yürütme tamamen durmuş durumda. Bugüne bakalım; yargı çalışmıyor, yasama kapalı, yürütme zaten durmuş durumda. 13 Eylül ile 11 Ağustos arasında fark yok. İlkinde apoletli Evren vardı, bugün apoletsiz Erdoğan var. O zamanda Anayasa tümüyle rafa kalkmıştı, bugünde.

Yüksek Seçim Kurulu karar veriyor, kararı yolluyor, hükümet kararı bilinçli olarak Resmi Gazete’de yayınlatmıyor. Yani Resmi Gazete’deki bürokratlar görevini yapmıyor. Neden, talimat aldıkları için. Görevi ihmal, ağır bir suçtur. Yargı belki bugün çalışmıyor ama yarın çalışacak, bütün bunlar bir gün tek tek yargılanacak. Türkiye adı konulmamış bir sivil darbeyi yaşıyor. Yeni bir vesayet rejimi ile karşı karşıyayız.

Sivil vesayet…

Bugün, AKP vesayeti ve AKP derin devleti ile karşı karşıyayız. Başında da bir kişi var. Yargı, onun ağzından çıkacak bir sözcüğü bekliyor. Resmi Gazete, onun ağzından çıkacak bir sözcüğü bekliyor. Yasama, onun ağzından çıkacak bir sözcüğü bekliyor. Böyle bir hukuk devleti olur mu?

Olur mu?

Olmaz elbette. Şu an bir Başbakan yok, vekalet eden birisi de yok, hukuk da yok şu anda. Erdoğan da, Evren gibi tüm diktatörler gibi kendi hukukunu yarattı. Onunla ülkeyi yönetiyor.

Anamuhalefet lideri olarak 28 Ağustos’tan sonra nasıl bir tavrınız olacak Cumhurbaşkanına karşı?

Zorunlu olmadıkça herhangi bir ilişkimiz olmayacak. Zaten söyledim, beni davet edeceğine Rıza Zarrab’ı davet etsin. Onunla görüşür, ondan görüş alırsa iyi olur, işine yarar. Hukuku bu kadar ayaklar altına alan birisinden sağlıklı bir yönetim beklemek gaflettir. Zaten edeceği yemini çiğnedi.

‘Sadakat yemini edeceği Anayasayı çiğniyor’

Nasıl yani?

Şu anda Anayasayı çiğniyor. Çiğnediği Anayasaya nasıl sadakat yemini edecek?

Ahmet Davutoğlu Genel Başkan adayı oldu ve Başbakan olacak. Bu ne anlama gelir sizin açınızdan?

Kukla Başbakan döneminin açıldığı anlamına geliyor. Onun dışında başka bir anlamı yok. Bakın Davutoğlu ve Erdoğan ikilisi, Cumhuriyet döneminde hiç karşılaşmadığımız bir süreci Türkiye’ye yaşattılar. Ve yaşamaya devam ediyoruz. Türkiye dünyada yalnızlaştı. Ortadoğu’da, Uzakdoğu’da, Amerika’da, Avrupa’da. Davutoğlu için Türkiye’nin en çapsız bakanı dedim, hala aynı yerdeyim. Ve şimdi bu çapsızlık ödüllendiriliyor. Türkiye ilk kez böyle bir tablo ile karşılaşıyor. Bakın Güney’de neler oluyor? Sorumlusu kim? Erdoğan ve Davutoğlu?

IŞİD’ı mı kast ediyorsunuz?

IŞİD’i, Suriye’de ve Irak’ta olanları. İki ayı geçti, üç aya yaklaşıyor. Nerede 49 rehinemiz? Unuttular. Aileleri ile görüşüyorlarmış. O rehinleri IŞID’a sen kendin teslim ettin. IŞİD’ı bu hale sen getirdin. Şimdi rehinler ellerinde diye hassasiyetimiz varmış. Türk Hava Yolları bile hükümetten daha basiretli davrandı.

THY, Musul’daki bürosunu IŞİD gelmeden bir gün önce kapattı, tam bir gün önce. Basiretli bir iş adamı gibi davrandı. Konsolosluğumuzun kapatılmasına hükümet izin vermedi. “Kapatmayın” dedi. IŞİD geldi, bastı, Erdoğan talimat verdi, “hiç silah atmayın, gidin teslim olun” dedi. Ve teslim oldular. Ve konsolosluğumuzun önündeki, yani bizim toprağımızdaki bayrağımız indirildi. 49 rehinemiz IŞİD’in elinde. IŞİD mi rehin aldı yoksa hükümet mi rehin verdi?

Hükümet’in IŞİD’la ilgisi mi var size göre?

IŞİD’e terör örgütü diyemeyen bir hükümetin ilişkisi nasıl olmaz. Bütün dünya terör örgütü diyor, biz diyemiyoruz. Diyemez, çünkü, hükümet IŞİD’e EL Kaide üzerinden silah gönderdi. Suriye’de kendi politikasını uygulamak üzere. Tırlarla yakalanan silahlar Türkmenlere değil IŞİD’e gidiyordu. Şimdi o terör geldi Türkiye’yi vurdu.

Sadece silah gitmedi, El Kaide militanları, IŞİD militanları hep Türkiye üzerinden gitti. Onları eğitmek için kamplar kuruldu. Tırlarla silah gönderildi. Esad’ı devirmek için. Esad yerinde duruyor, binlerce Müslüman öldürüldü, binlerce. Onun için Erdoğan’ın eli kanlıdır diyoruz

17-25 Aralık iddialarıyla ilgili soruşturma ne aşamada?

Türkiye hiç merak etmesin, biz bu dosyayı hiç kapattırmayacağız. Davutoğlu’nun seçilmesinin nedeni de bu dosyaların kapatılmasını sağlamaktır. Davutoğlu’nun en büyük misyonu bu dosyaları ve dosyalardaki ilişkiler ağını örtmek. Bunun için gündem değiştirmeye, siyasi iklimi sertleştirmeye, kutuplaşmayı arttırmaya çalışacaklar. Onun için ben Davutoğlu’na kukla başbakan diyorum. Ama Türkiye’nin içi rahat olsun. Bu dosyalar bir gün raftan inecek. Meclis açıldığında ilk işimiz bu dosyaları gündeme getirmek olacak. Nasıl Evren 30 yıl sonra yargılandıysa, o dosyaların içinde kim varsa başta Erdoğan olmak üzere onlar da er geç yargılanacaktır.

Son Güncelleme: 23.08.2014 12:56
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.